Yayınları
1.013 →- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Pnömokonyozun klinik seyri: Güncel literatür ışığında tanı ve takip incelenmesi
Ayşenur Solak
Bu çalışmanın amacı, pnömokonyozun klinik seyri, tanısal yaklaşımları ve izlem protokollerine ilişkin güncel literatürü sistematik biçimde özetlemektir. Hastalığın tanı, takip ve yönetim süreçleri; klinik, radyolojik, biyobelirteç temelli ve teknolojik yöntemler açısından incelenmiştir. Yöntem: 2005–2025 yılları arasında yayımlanmış hakemli araştırma makaleleri, derleme yazıları, meta-analizler ve uluslararası kılavuzlar PubMed, Scopus, Web of Science ve Google Scholar veri tabanlarında taranmıştır. "Pnömokonyoz", "klinik seyir", "tanı", "izlem" ve "mesleki akciğer hastalığı" anahtar kelimeleri kullanılmıştır. Çalışmalar, PRISMA kriterlerine göre seçilerek metodolojik uygunluk, tanı standartları ve izlem yöntemleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Literatür analizi, pnömokonyozun erken evrelerinde yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi (HRCT) ve solunum fonksiyon testlerinin (SFT) tanısal değerini doğrulamıştır. KL-6, SP-D ve TGF-β gibi biyobelirteçlerin, fibrotik aktiviteyi yansıtarak klinik ilerlemeyi öngörmede önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Yapay zekâ (YZ) tabanlı HRCT analizleri ve dijital izlem sistemleri, erken tanı ve takipte duyarlılığı artırmıştır. Ayrıca antifibrotik tedaviler (pirfenidon, nintedanib) ve tele-takip uygulamaları pnömokonyoz yönetiminde umut verici gelişmeler olarak öne çıkmıştır. Sonuç: Pnömokonyozun etkin yönetimi; erken tanı, düzenli izlem, multidisipliner ekip çalışması ve dijital teknolojilerin entegrasyonunu gerektirir. YZ destekli görüntüleme ve biyobelirteç temelli izlem sistemleri, gelecekte kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır Anahtar Kelimeler: Pnömokonyoz, Klinik seyir, Tanı, Takip, Yapay zekâ, Biyobelirteç, Dijital sağlık
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Ofis ortamında çalışan kişilerde ortam ısıtıcılarının oküler yüzey konforuna etkisinin araştırılması
Erhan Emiroğlu
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kapalı ortamlarda çalışan bireylerde kış döneminde kullanılan farklı ısıtma sistemlerinin (klima ve kalorifer) oküler yüzey semptomları üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve bu etkileri mevsimsel değişimlerden bağımsız olarak ortaya koymaktır. Bu kapsamda, oküler yüzey semptomlarının değerlendirilmesinde Ocular Surface Disease Index (OSDI®) anketi kullanılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif, gözlemsel ve karşılaştırmalı çalışmaya, kış döneminde kapalı ortamda çalışan toplam 84 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, çalışma ortamlarında kullanılan ısıtma sistemine göre klima grubu (n=42) ve kalorifer grubu (n=42) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcılara Ocak 2025'te (kış dönemi) ve Mayıs 2025'te (bahar dönemi) olmak üzere iki farklı zaman noktasında OSDI® anketi uygulanmıştır. Elde edilen OSDI® skorları grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 15.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiş, p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Klima grubunda kış dönemine ait ortalama OSDI® skoru, bahar dönemine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Kalorifer grubunda ise kış ve bahar dönemleri arasında OSDI® skorları açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,545). Gruplar arası karşılaştırmada, kış döneminde klima grubunun ortalama OSDI® skorlarının kalorifer grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Bahar döneminde ise gruplar arasında OSDI® skorları açısından anlamlı bir fark izlenmemiştir (p=0,304). Sonuç: Çalışmanın sonuçları, kapalı ortamlarda kullanılan ısıtma sistemlerinin oküler yüzey semptomları üzerinde farklı etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle klima kullanılan ortamlarda kış döneminde oküler yüzey semptomlarının belirgin şekilde arttığı saptanmıştır. Buna karşılık kalorifer kullanılan ortamlarda benzer bir artış gözlenmemiştir. Bu bulgular, çalışma ortamlarının iklimlendirilmesinde oküler yüzey sağlığının dikkate alınması gerektiğini ve uygun nemlendirme ile hava akımı kontrolünün önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Oküler yüzey, kuru göz, OSDI®, klima, kalorifer, çevresel faktörler
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026Elektrikli araç yangınlarında güvenlik önlemleri ve müdahale teknikleri
Ali Şükrü Cihan
Elektrikli araç teknolojilerinin küresel ölçekte hızla yaygınlaşması, ulaşım sektöründe çevresel sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği açısından önemli kazanımlar sağlamakla birlikte, bu dönüşüm süreci yeni ve özgün güvenlik risklerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle lityum-iyon batarya sistemlerine dayalı elektrikli araçlarda meydana gelen yangınlar, geleneksel içten yanmalı motorlu araç yangınlarından farklı teknik, kimyasal ve operasyonel özellikler sergilemekte; yüksek enerji yoğunluğu, termal kaçak mekanizması, yeniden alevlenme eğilimi ve toksik gaz salınımı gibi unsurlar nedeniyle ciddi iş sağlığı ve güvenliği riskleri oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı, elektrikli araç yangınlarının karakteristik özelliklerini, bu yangınlara yönelik mevcut güvenlik önlemleri ile müdahale tekniklerini iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden bütüncül biçimde analiz etmek ve söz konusu uygulamaların yeterliliğini değerlendirmektir. Araştırma, elektrikli araçlarda kullanılan lityum-iyon batarya sistemlerinin yapısı ve riskleri, termal kaçak süreçleri, yangın sırasında ve sonrasında ortaya çıkan fiziksel ve kimyasal tehlikeler ile bu tehlikelerin müdahale personeli üzerindeki etkilerini kapsamaktadır. Çalışmada, elektrikli araç yangınlarının neden klasik araç yangınlarından farklı müdahale yaklaşımları gerektirdiği ortaya konulmuş; mevcut müdahale yöntemlerinin, kişisel koruyucu donanım uygulamalarının ve eğitim düzeylerinin bu özgün riskler karşısındaki yeterliliği sorgulanmıştır. Ayrıca elektrikli araç yangınlarına ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuat, standartlar ve rehber dokümanlar incelenerek, uygulamadaki güçlü ve zayıf yönler değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, elektrikli araç yangınlarının nadir görülmesine rağmen yüksek şiddetli ve uzun süreli olaylar olduğunu; yeniden alevlenme ve toksik gaz maruziyeti risklerinin özellikle iş sağlığı ve güvenliği açısından kritik önem taşıdığını göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, elektrikli araç yangınlarının bilimsel temelli, standartlaştırılmış ve iş sağlığı ve güvenliği odaklı müdahale stratejileriyle yönetilmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymakta; acil müdahale personelinin eğitimi, mevzuatın güncellenmesi ve kurumsal hazırlık düzeyinin artırılmasına yönelik öneriler sunmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Petrol rafineri üretim sahalarında iş kazalarının azaltılması ve L matris yöntemi ile örnek risk değerlendirme çalışması
Mustafa Menekli
Bu çalışma, yüksek tehlike potansiyeline sahip petrol rafineri üretim sahalarında iş kazalarının azaltılmasına yönelik risk temelli bir yaklaşım sunmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Özellikle proses güvenliğinin kritik olduğu Hydrocracker üretim sahası örnek alınarak, olası tehlikelerin sistematik olarak belirlenmesi ve değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada risk değerlendirme aracı olarak L Tipi Matris Yöntemi kullanılmış; bu yöntemle olasılık ve şiddet düzeylerine göre risk puanları hesaplanmış, mevcut durum analizi yapılmış ve düzeltici-önleyici faaliyetlerin etkisiyle risk seviyelerindeki değişim izlenmiştir. Analiz kapsamında; yüksekte çalışma, kapalı alan faaliyetleri, sıcak yüzey ve buhar temasları, kostik ve H₂S gibi tehlikeli kimyasallara maruziyet, döner ekipmanlar, basınçlı gazlar ve doğal afetler gibi 24 farklı faaliyet ve tehlike başlığı değerlendirilmiştir. Mevcut durumda çoğu risk "çok yüksek" (20 puan) ve "yüksek" (16 puan) düzeyinde iken, alınan kontrol önlemleri sonrasında bu risklerin önemli bir kısmı "orta" ve "düşük" seviyelere indirilebilmiştir. Elde edilen bulgular, petrol rafinerisi gibi karmaşık ve entegre üretim sahalarında proaktif risk yönetimi uygulamalarının iş kazalarının önlenmesinde ne denli etkili olduğunu göstermektedir. Uygun mühendislik kontrolleri, kişisel koruyucu donanım kullanımı, iş izin sistemleri, sürekli eğitim faaliyetleri ve acil durum planlamaları; risk seviyelerini düşürerek çalışan güvenliğini sağlamada temel rol oynamaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Hastanelerde iş sağlığı güvenliği ve meslek hastalıkları
Emel Şahin
Bu tez, İstanbul'un Esenyurt ilçesinde bulunan Reyap Hastanesi örneğinde, hastanelerde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının mevcut durumunu, risk faktörlerini ve alınması gereken önleyici tedbirleri Finne-Kinney risk değerlendirme yöntemi çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, hastane çalışanlarının karşılaştığı kesici-delici alet yaralanmaları, biyolojik, kimyasal, radyasyon, ergonomik ve psiko-sosyal riskler detaylı olarak ele alınmış; bu risklerin, çalışan sağlığı, iş verimliliği ve kurum performansı üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmıştır. Elde edilen bulgular, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde risk değerlendirmelerinin sistematik yapılmasının önemini ortaya koyarken, mevcut İSG uygulamalarının yetersizliklerini de gözler önüne sermiştir. Bu bağlamda, çalışanların korunmasına yönelik eğitim programları, kişisel koruyucu donanım kullanımının artırılması, ergonomik düzenlemeler ve psikososyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi gibi stratejik önlemler önerilmiştir. Çalışmanın sonuçları, hastane işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliğinin güçlendirilmesinin, sadece çalışanların yaşam kalitesini iyileştirmekle kalmayıp, kurumun ekonomik verimliliğine de olumlu katkılar sağlayacağını göstermektedir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Doğal taş maden ocakçılığında iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ve çalışma alanlarının risk değerlendirmesi
Gökhan Şahin
Dünya nüfusuna paralel olarak, insanoğlunun daha kaliteli yaşama olan talebinin artması, hammadde ve mamul maddelerin üretiminin artmasına neden olmuştur. Bilindiği üzere pek çok hammadde, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının madencilik aktiviteleri ile kazanımı sonucu elde edilmektedir. Üretimin sayısal olarak büyük bir kısmı, açık işletme madenciliği ile gerçekleştirilmektedir. Üretim esnasında iş sağlığı ve güvenliği açısından önemli risk ve tehlikeler ile karşı karşıya kalınmasından ötürü, kaza öncesi önlem alınmasına yönelik yaklaşımlar ortaya konularak çalışan işçilerin kazalanma riskinin minimuma indirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Örnek alınan açık ocak işletmesindeki madencilik faaliyetleri Çeklist Metodu ve L Tipi Risk Değerlendirme Karar Matrisi Yöntemi ile irdelenmiş, risk teşkil eden durumların kabul edilebilir seviyeye indirilebilmesi için alınması gereken önlemler belirlenmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Zabbix ağ yönetim yazılımına etkin varlık eklenmesi ve verilerin görselleştirilmesi
Gökhan Tuğrul
Kurumsal iş süreçlerinin elektronik ortama aktarıldığı günümüzde kurum bilişim sistemlerinde bulunan yazılım ve donanım varlıklarının anlık olarak durumlarının izlenmesi ve yönetilmesi, kurum iş sürekliliği için büyük önem arz etmektedir. Bilgi sistem yazılım ve donanımları ağ yönetim yazılımları kullanılarak yönetilmeye çalışılmaktadır. Çok sayıda farklı marka ağ cihazı, yazılım, IoT(İnternet of Things) cihazı, mobil bilişim cihazı, bulut bilişim cihazı olmasından dolayı ağ yönetim yazılımlarının her türlü cihazı izlemesi, yönetmesi önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, çok çeşitli BT(Bilgi Teknolojileri) varlıklarının bulunduğu kurumsal ağların izlenmesi ve yönetilebilmesi için yaygın olarak kullanılan açık kaynak kodlu Zabbix ve Grafana'nın entegrasyonu yapılmıştır. Zabbix, ağ performansını ve sistem bileşenlerini izleyerek kapsamlı veri toplama ve analiz imkânı sunarken; Grafana, bu verilerin anlamlı ve kolay anlaşılabilir bir şekilde görselleştirilmesini sağlar. Çalışma, bu iki aracın bir arada kullanımı ile etkin kurumsal ağ yönetiminin nasıl ele alınacağını anlatmaktadır. Zabbix'e tanımlı olmayan BT varlıklarının eklenmesi ve bu varlıklardan alınan verilerin Grafana ile görselleştirilmesi sağlanmış ve etkinliği test edilmiştir.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Sakroiliak eklem disfonksiyonunda reformer pilatesin ağrı, esneklik ve fonksiyonellik üzerine etkisi
Yeşim İnsel
Sakroiliak eklem disfonksiyonu, bireylerde ağrı, hareket kısıtlılığı ve fonksiyonel yetersizliklere neden olarak bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, sakroiliak eklem disfonksiyonu tanısı almış bireylerde reformer pilates ve ev egzersizi programlarının ağrı, esneklik, denge ve fonksiyonellik üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 20–55 yaş aralığında, en az üç sakroiliak provokasyon testinde pozitif yanıt veren, lomber bölgede ağrısı olan bireyler katılmıştır. Pelvis/lomber cerrahi öyküsü, bacak boyu eşitsizliği, osteoporoz ve gebelik dışlanma kriterleri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya alınan bireyler iki gruba ayrılmıştır. Reformer Pilates Grubu, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde reformer cihazı ile abdominal, lomber ve gluteal kasları hedefleyen egzersizler yaparken; Ev Egzersizi Grubu haftanın her günü bireysel olarak pelvik stabilite, esneklik ve core aktivasyonunu destekleyen egzersizleri uygulanmıştır. Çalışmada ağrı düzeyi Görsel Analog Skala, fonksiyonellik Oswestry Özürlülük İndeksi ve Oxford Kalça Skoru, esneklik Schober testi, denge ise Stork testi ve Zamanlı Kalk ve Yürü testi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, reformer pilates ve ev egzersizi programlarının sakroiliak eklem disfonksiyonu olan bireyler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bulgulara göre, her iki müdahale de ağrıyı azaltmada, fonksiyonelliği geliştirmede, esnekliği artırmada ve dengeyi iyileştirmede olumlu etkiler sağlamıştır. Bununla birlikte, reformer pilates uygulamaları, tüm bu alanlarda ev egzersizi programına kıyasla daha yüksek düzeyde gelişim göstermiştir. Sonuç olarak, hem reformer pilates hem de ev egzersizi programları sakroiliak eklem disfonksiyonu olan bireylerde uygulanabilir olup, reformer pilates; ağrı, esneklik ve fonksiyonellik parametrelerinde daha etkili bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025İliopsoas kas hipertrofisinin lomber omurga üzerinde biyomekanik etkileri: Sonlu elemanlar analiz çalışması
Derya Aydın
Çalışmamızda; lomber 1-5, sakral omurlar, pelvis, femur, iliopsoas, multifidus; SolidWorks® yazılım programı ile orijinal anatomik yapılara uygun olarak modellenmiştir. Referans olarak daha önce travma veya cerrahi geçirmemiş; herhangi bir kronik hastalığı olmayan 33 yaşında 175 cm boyunda 75 kilo bir bireyin bilgisayarlı tomografi görüntüsü baz alınmıştır. Bu modele göre; iliopsoas ve multifidus kas güçlerinin dengesi açısından farklılıkların diskler ve fasetler üzerindeki etkisini izlemek amacı ile 4 ayrı model oluşturuldu. Sırası ile her iki kas gücünün normal olarak modellendiği referans model (model 1), multifidus kasının normal referans değerlerde olduğu ve iliopsoasın %30 güçlendirildiği (hipertrofi) model 2, her iki kas grubunun da hipertrofik simüle edildiği model 3 ve son olarak da multifidusun atrofik iliopsoasın hipertrofik olduğu model 4 oluşturuldu. Maksimum eşdeğer gerilim ölçümü lumbal 1 ve 5 fasetleri, disklerde ise lumbal 4-5, lumbal 5 sakral 1 olarak seçildi. Sağ sol ayrımı yapılmadan en yüksek değerler o seviye ve yapının yüklenmesi olarak kabul edildi. Modellere 100 Newton (N) ile başlayıp 500 N'a kadar artan ve sonrasında tekrar azalan, ardışık aksiyal yük ve 5 N/m'lik dönme kuvveti uygulanmıştır. Ayrıca yüklenmeler; fleksiyon-ekstansiyon-rotasyon olacak şekilde kombine yüklenme yapılmıştı. Tüm bu yapılarda izlenen gerilmeler analiz edilmiştir. Analizlerde, intervertebral disk ve faset eklemler üzerine oluşan reaksiyon kuvvetleri ve bu bölgelere etki eden maksimum eşdeğer gerilmeler (MEG) Newton (N) /mm2 yani Megapascal (MPa) cinsinden değerlendirilmiştir. Reaksiyon kuvvetleri ise vektörel olarak N cinsinden elde edildi. Diskler üzerine etki eden MEG'ler L5-S1 diskinin L4-5 e göre daha fazla gerilime maruz kaldığı ve yüklenmenin fleksiyon pozisyonunda ekstansiyon pozisyonundan çok daha fazla olduğu görülmektedir. Bu iki disk seviyesi arasında rotasyonel ve siklik yüklenmeler açısından belirgin bir fark bulunmadı. Psoas ve multifidus kaslarının aynı anda hipertrofik olduğu durumlar referans model ile kıyaslandığında L5-S1 diskinde daha belirgin olmak üzere her iki seviyede de özellikle fleksiyon ve ekstansiyonda MEG'lerde azalma olmuştur. Fakat en çok yüklenmenin fleksiyonda multifidusun zayıf iliopsoasın güçlü olduğu modelde (Model 4), L5-S1 diskinde olduğu görülmüştür.
- Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025Liposuction sonrasi manuel lenf drenajinin ödem, ağri ve yaşam kalitesine etkisi
Maviş Deniz Sözen
Liposuction, vücuttaki istenmeyen yağ dokularının cerrahi yöntemle uzaklaştırılması amacıyla uygulanan, estetik ve fonksiyonel iyileşme sağlayan yaygın bir operasyondur; İşlem sonrasında ödem, ağrı ve fonksiyon kaybı gibi komplikasyonlar sık görülmektedir. Manuel Lenf Drenajı ise lenfatik akışı artırmak, ödemi azaltmak, dolaşımı ve bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla nazik ve ritmik masaj teknikleriyle uygulanan özel bir fizyoterapi yöntemidir. Bu çalışma, liposuction operasyonu sonrasında uygulanan Manuel Lenf Drenajı ödem, ağrı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirilmiştir. Çalışmaya 20–50 yaş aralığında liposuction geçirmiş gönüllüler dahil edilmiş, ödem çevre ölçümlerle, ağrı Görsel Analog Skala ile, yaşam kalitesi Kısa Form-36 ile, günlük yaşam aktiviteleri Barthell İndeksi ile değerlendirilmiştir. Standart Manuel Lenf Drenajı protokolü uygulanan katılımcılarda, tedavi sonrası çevre ölçümlerinde ortalama 2–4 cm'lik azalma, Visüel Analog Skala skorlarında ortalama 3–4 puanlık düşüş, Kısa Form 36'nın fiziksel fonksiyon, ağrı ve genel sağlık alt boyutlarında anlamlı artış ve Barthell İndeksi puanlarında iyileşme saptanmıştır (p<0,05). Bölgesel analizlerde, operasyon bölgesine yakın alanlarda ödemin daha hızlı gerilediği görülmüş, fibrotik doku gelişiminin de belirgin şekilde azaldığı belirlenmiştir. Liposuction sonrası manuel lenf drenajı ödemi ve ağrıyı azaltmakta, günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini arttırmaktadır Sonuç olarak, Manuel Lenf Drenajının postoperatif dönemde doğru tekniklerle uygulanmasının iyileşme sürecini hızlandırdığı, komplikasyon riskini azalttığı ve hastaların günlük yaşam aktivitelerine dönüşünü desteklediği 12 kanıtlanmıştır; bu nedenle liposuction sonrası rehabilitasyon protokollerinde rutin olarak yer alması önerilmektedir.
Tam Kayıt
| Alan | Değer | Dil |
|---|---|---|
| dc.date.accessioned | 2026-10-27T20:39:39.558836402Z | |
| dc.date.available | 2026-10-27T20:39:39.558836402Z | |
| dc.identifier.uri | https://rdlopen.rawdatalibrary.net/r/kostu/10085 | |
| dc.rights | info:eu-repo/semantics/openAccess | |
| dc.title | Öznalçin, Onur | |
| person.affiliation.name | Diş Hekimliği Fakültesi | |
| person.familyName | Öznalçin | |
| person.givenName | Onur | |
| person.jobTitle | Dr. Öğr. Üyesi | |
| person.status | verified | |
| person.url | https://kocaelisaglik.edu.tr/akademisyen/onur-oznalcin-2 |
