Yazarlar

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Pnömokonyozun klinik seyri: Güncel literatür ışığında tanı ve takip incelenmesi

    Ayşenur Solak

    Bu çalışmanın amacı, pnömokonyozun klinik seyri, tanısal yaklaşımları ve izlem protokollerine ilişkin güncel literatürü sistematik biçimde özetlemektir. Hastalığın tanı, takip ve yönetim süreçleri; klinik, radyolojik, biyobelirteç temelli ve teknolojik yöntemler açısından incelenmiştir. Yöntem: 2005–2025 yılları arasında yayımlanmış hakemli araştırma makaleleri, derleme yazıları, meta-analizler ve uluslararası kılavuzlar PubMed, Scopus, Web of Science ve Google Scholar veri tabanlarında taranmıştır. "Pnömokonyoz", "klinik seyir", "tanı", "izlem" ve "mesleki akciğer hastalığı" anahtar kelimeleri kullanılmıştır. Çalışmalar, PRISMA kriterlerine göre seçilerek metodolojik uygunluk, tanı standartları ve izlem yöntemleri açısından değerlendirilmiştir. Bulgular: Literatür analizi, pnömokonyozun erken evrelerinde yüksek çözünürlüklü bilgisayarlı tomografi (HRCT) ve solunum fonksiyon testlerinin (SFT) tanısal değerini doğrulamıştır. KL-6, SP-D ve TGF-β gibi biyobelirteçlerin, fibrotik aktiviteyi yansıtarak klinik ilerlemeyi öngörmede önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Yapay zekâ (YZ) tabanlı HRCT analizleri ve dijital izlem sistemleri, erken tanı ve takipte duyarlılığı artırmıştır. Ayrıca antifibrotik tedaviler (pirfenidon, nintedanib) ve tele-takip uygulamaları pnömokonyoz yönetiminde umut verici gelişmeler olarak öne çıkmıştır. Sonuç: Pnömokonyozun etkin yönetimi; erken tanı, düzenli izlem, multidisipliner ekip çalışması ve dijital teknolojilerin entegrasyonunu gerektirir. YZ destekli görüntüleme ve biyobelirteç temelli izlem sistemleri, gelecekte kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesine katkı sağlayacaktır Anahtar Kelimeler: Pnömokonyoz, Klinik seyir, Tanı, Takip, Yapay zekâ, Biyobelirteç, Dijital sağlık

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ofis ortamında çalışan kişilerde ortam ısıtıcılarının oküler yüzey konforuna etkisinin araştırılması

    Erhan Emiroğlu

    Amaç: Bu çalışmanın amacı, kapalı ortamlarda çalışan bireylerde kış döneminde kullanılan farklı ısıtma sistemlerinin (klima ve kalorifer) oküler yüzey semptomları üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve bu etkileri mevsimsel değişimlerden bağımsız olarak ortaya koymaktır. Bu kapsamda, oküler yüzey semptomlarının değerlendirilmesinde Ocular Surface Disease Index (OSDI®) anketi kullanılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu prospektif, gözlemsel ve karşılaştırmalı çalışmaya, kış döneminde kapalı ortamda çalışan toplam 84 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcılar, çalışma ortamlarında kullanılan ısıtma sistemine göre klima grubu (n=42) ve kalorifer grubu (n=42) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Tüm katılımcılara Ocak 2025'te (kış dönemi) ve Mayıs 2025'te (bahar dönemi) olmak üzere iki farklı zaman noktasında OSDI® anketi uygulanmıştır. Elde edilen OSDI® skorları grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 15.0 yazılımı kullanılarak gerçekleştirilmiş, p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Klima grubunda kış dönemine ait ortalama OSDI® skoru, bahar dönemine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Kalorifer grubunda ise kış ve bahar dönemleri arasında OSDI® skorları açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=0,545). Gruplar arası karşılaştırmada, kış döneminde klima grubunun ortalama OSDI® skorlarının kalorifer grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p=0,001). Bahar döneminde ise gruplar arasında OSDI® skorları açısından anlamlı bir fark izlenmemiştir (p=0,304). Sonuç: Çalışmanın sonuçları, kapalı ortamlarda kullanılan ısıtma sistemlerinin oküler yüzey semptomları üzerinde farklı etkilere sahip olduğunu göstermektedir. Özellikle klima kullanılan ortamlarda kış döneminde oküler yüzey semptomlarının belirgin şekilde arttığı saptanmıştır. Buna karşılık kalorifer kullanılan ortamlarda benzer bir artış gözlenmemiştir. Bu bulgular, çalışma ortamlarının iklimlendirilmesinde oküler yüzey sağlığının dikkate alınması gerektiğini ve uygun nemlendirme ile hava akımı kontrolünün önemini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Oküler yüzey, kuru göz, OSDI®, klima, kalorifer, çevresel faktörler

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Elektrikli araç yangınlarında güvenlik önlemleri ve müdahale teknikleri

    Ali Şükrü Cihan

    Elektrikli araç teknolojilerinin küresel ölçekte hızla yaygınlaşması, ulaşım sektöründe çevresel sürdürülebilirlik ve enerji verimliliği açısından önemli kazanımlar sağlamakla birlikte, bu dönüşüm süreci yeni ve özgün güvenlik risklerini de beraberinde getirmiştir. Özellikle lityum-iyon batarya sistemlerine dayalı elektrikli araçlarda meydana gelen yangınlar, geleneksel içten yanmalı motorlu araç yangınlarından farklı teknik, kimyasal ve operasyonel özellikler sergilemekte; yüksek enerji yoğunluğu, termal kaçak mekanizması, yeniden alevlenme eğilimi ve toksik gaz salınımı gibi unsurlar nedeniyle ciddi iş sağlığı ve güvenliği riskleri oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı, elektrikli araç yangınlarının karakteristik özelliklerini, bu yangınlara yönelik mevcut güvenlik önlemleri ile müdahale tekniklerini iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden bütüncül biçimde analiz etmek ve söz konusu uygulamaların yeterliliğini değerlendirmektir. Araştırma, elektrikli araçlarda kullanılan lityum-iyon batarya sistemlerinin yapısı ve riskleri, termal kaçak süreçleri, yangın sırasında ve sonrasında ortaya çıkan fiziksel ve kimyasal tehlikeler ile bu tehlikelerin müdahale personeli üzerindeki etkilerini kapsamaktadır. Çalışmada, elektrikli araç yangınlarının neden klasik araç yangınlarından farklı müdahale yaklaşımları gerektirdiği ortaya konulmuş; mevcut müdahale yöntemlerinin, kişisel koruyucu donanım uygulamalarının ve eğitim düzeylerinin bu özgün riskler karşısındaki yeterliliği sorgulanmıştır. Ayrıca elektrikli araç yangınlarına ilişkin ulusal ve uluslararası mevzuat, standartlar ve rehber dokümanlar incelenerek, uygulamadaki güçlü ve zayıf yönler değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, elektrikli araç yangınlarının nadir görülmesine rağmen yüksek şiddetli ve uzun süreli olaylar olduğunu; yeniden alevlenme ve toksik gaz maruziyeti risklerinin özellikle iş sağlığı ve güvenliği açısından kritik önem taşıdığını göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, elektrikli araç yangınlarının bilimsel temelli, standartlaştırılmış ve iş sağlığı ve güvenliği odaklı müdahale stratejileriyle yönetilmesinin zorunlu olduğunu ortaya koymakta; acil müdahale personelinin eğitimi, mevzuatın güncellenmesi ve kurumsal hazırlık düzeyinin artırılmasına yönelik öneriler sunmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Ergonomik risk etmenlerinin ofis ortamında iş sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirilmesi

    Canan Karaağaç

    Bu çalışma, ofis ortamlarında ergonomik risk etmenlerinin iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Ofislerde yaygın olarak karşılaşılan fiziksel, çevresel ve psikososyal risklerin; çalışanların sağlık durumu, iş performansı ve genel refahı üzerindeki yansımaları değerlendirilmiştir. Ergonomik açıdan uygun olmayan çalışma koşullarının, özellikle kas-iskelet sistemi rahatsızlıkları, görsel yorgunluk, zihinsel tükenmişlik ve stres düzeylerinde artışa neden olduğu literatür bulguları çerçevesinde ele alınmıştır. Araştırma kapsamında; çalışma alanlarının ergonomik tasarımı, oturma düzeni, ekranlı araçlarla çalışma koşulları, aydınlatma, havalandırma, gürültü, iklimlendirme ve renk kullanımı gibi çevresel faktörler iş sağlığı ve güvenliği perspektifinden analiz edilmiştir. Bunun yanı sıra, tekrarlayan hareketler ve uzun süreli statik duruşların çalışan sağlığı üzerindeki etkileri incelenmiş; ergonomik risklerin azaltılmasına yönelik önleyici ve iyileştirici uygulamalara yer verilmiştir. Psikososyal risk etmenleri kapsamında ise iş yükü, mola düzeni, stres yönetimi ve destekleyici çalışma ortamlarının önemi vurgulanmıştır. Çalışmada ayrıca ofis ortamlarında acil durum yönetimi, yangın güvenliği, ilkyardım olanakları ve çalışanlara yönelik iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin önemi değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, ergonomik ilkelere uygun biçimde düzenlenmiş ofis ortamlarının çalışanların sağlığını koruduğunu, iş kazaları ve meslek hastalıklarının görülme sıklığını azalttığını ve buna bağlı olarak iş verimliliğini artırdığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, yasal mevzuata uyumlu ve ergonomi temelli iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının hem çalışan memnuniyeti hem de işletmelerin sürdürülebilirliği açısından kritik bir role sahip olduğu değerlendirilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2026
    Yapay zekâ tabanlı makine öğrenmesi yöntemleri ile iş kazalarının tahmin edilmesi; Türkiye'de 2016–2024 SGK verileri üzerinden 2025–2033 projeksiyonu

    Rıza Uzunkaya

    Bu çalışmanın temel amacı, 2016–2024 dönemi SGK iş kazası verilerinden hareketle 2025– 2033 dönemi için geçici iş göremezlik ve ölümlü iş kazası eğilimlerini tahmin etmek, geleceğe dönük proaktif projeksiyonlar üretmek ve farklı algoritmaların performanslarını karşılaştırmaktır. Metodoloji kapsamında veri seti, yaralanma türü kodları temelinde düzenlenmiş; erkek ve kadın çalışanlar için 1, 2, 3, 4 ile 5 gün ve üzeri geçici iş göremezlik değişkenleri ile ölen erkek ve kadın değişkenlerini içerecek şekilde çoklu hedefli olarak yapılandırılmıştır. Veri ön işleme ve gecikme (lag) öznitelikleri üretme adımlarının ardından; Random Forest, XGBoost ve LightGBM algoritmaları test edilmiş, model performansları MAE ve RMSE metrikleri ile değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, karşılaştırılan modeller arasında en düşük hata değerlerini Random Forest modeli (MAE: 387.81, RMSE: 933.77) üretmiştir. Bu ana modele göre, 2025 yılında 400.604 olması beklenen yıllık toplam iş kazasının %59,7 artışla 2033 yılında 639.786 seviyesine ulaşacağı hesaplanmıştır. En yüksek hacmi "5 gün ve üzeri" raporlu vakalar (2025'te 248.007'den 2033'te 395.207'ye) oluştururken, 2025-2033 dönemi için toplam 63.432 çalışanın yaşamını yitireceği ve bu mortalite öngörüsünün 61.871 vaka ile büyük ölçüde erkek çalışanlarda yoğunlaşacağı tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Random Forest algoritmasının veri temelli risk analizi için güçlü bir karar destek aracı sunduğu kanıtlanmış olup, özellikle beş gün ve üzeri süreli yaralanmalar ile erkek çalışan mortalitesinin İSG politikalarında öncelikli müdahale alanı olması gerektiği saptanmıştır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Petrol rafineri üretim sahalarında iş kazalarının azaltılması ve L matris yöntemi ile örnek risk değerlendirme çalışması

    Mustafa Menekli

    Bu çalışma, yüksek tehlike potansiyeline sahip petrol rafineri üretim sahalarında iş kazalarının azaltılmasına yönelik risk temelli bir yaklaşım sunmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Özellikle proses güvenliğinin kritik olduğu Hydrocracker üretim sahası örnek alınarak, olası tehlikelerin sistematik olarak belirlenmesi ve değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada risk değerlendirme aracı olarak L Tipi Matris Yöntemi kullanılmış; bu yöntemle olasılık ve şiddet düzeylerine göre risk puanları hesaplanmış, mevcut durum analizi yapılmış ve düzeltici-önleyici faaliyetlerin etkisiyle risk seviyelerindeki değişim izlenmiştir. Analiz kapsamında; yüksekte çalışma, kapalı alan faaliyetleri, sıcak yüzey ve buhar temasları, kostik ve H₂S gibi tehlikeli kimyasallara maruziyet, döner ekipmanlar, basınçlı gazlar ve doğal afetler gibi 24 farklı faaliyet ve tehlike başlığı değerlendirilmiştir. Mevcut durumda çoğu risk "çok yüksek" (20 puan) ve "yüksek" (16 puan) düzeyinde iken, alınan kontrol önlemleri sonrasında bu risklerin önemli bir kısmı "orta" ve "düşük" seviyelere indirilebilmiştir. Elde edilen bulgular, petrol rafinerisi gibi karmaşık ve entegre üretim sahalarında proaktif risk yönetimi uygulamalarının iş kazalarının önlenmesinde ne denli etkili olduğunu göstermektedir. Uygun mühendislik kontrolleri, kişisel koruyucu donanım kullanımı, iş izin sistemleri, sürekli eğitim faaliyetleri ve acil durum planlamaları; risk seviyelerini düşürerek çalışan güvenliğini sağlamada temel rol oynamaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Hastanelerde iş sağlığı güvenliği ve meslek hastalıkları

    Emel Şahin

    Bu tez, İstanbul'un Esenyurt ilçesinde bulunan Reyap Hastanesi örneğinde, hastanelerde iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının mevcut durumunu, risk faktörlerini ve alınması gereken önleyici tedbirleri Finne-Kinney risk değerlendirme yöntemi çerçevesinde incelemektedir. Çalışmada, hastane çalışanlarının karşılaştığı kesici-delici alet yaralanmaları, biyolojik, kimyasal, radyasyon, ergonomik ve psiko-sosyal riskler detaylı olarak ele alınmış; bu risklerin, çalışan sağlığı, iş verimliliği ve kurum performansı üzerindeki olumsuz etkileri tartışılmıştır. Elde edilen bulgular, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesinde risk değerlendirmelerinin sistematik yapılmasının önemini ortaya koyarken, mevcut İSG uygulamalarının yetersizliklerini de gözler önüne sermiştir. Bu bağlamda, çalışanların korunmasına yönelik eğitim programları, kişisel koruyucu donanım kullanımının artırılması, ergonomik düzenlemeler ve psikososyal destek mekanizmalarının geliştirilmesi gibi stratejik önlemler önerilmiştir. Çalışmanın sonuçları, hastane işletmelerinde iş sağlığı ve güvenliğinin güçlendirilmesinin, sadece çalışanların yaşam kalitesini iyileştirmekle kalmayıp, kurumun ekonomik verimliliğine de olumlu katkılar sağlayacağını göstermektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Doğal taş maden ocakçılığında iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları ve çalışma alanlarının risk değerlendirmesi

    Gökhan Şahin

    Dünya nüfusuna paralel olarak, insanoğlunun daha kaliteli yaşama olan talebinin artması, hammadde ve mamul maddelerin üretiminin artmasına neden olmuştur. Bilindiği üzere pek çok hammadde, yeraltı ve yerüstü kaynaklarının madencilik aktiviteleri ile kazanımı sonucu elde edilmektedir. Üretimin sayısal olarak büyük bir kısmı, açık işletme madenciliği ile gerçekleştirilmektedir. Üretim esnasında iş sağlığı ve güvenliği açısından önemli risk ve tehlikeler ile karşı karşıya kalınmasından ötürü, kaza öncesi önlem alınmasına yönelik yaklaşımlar ortaya konularak çalışan işçilerin kazalanma riskinin minimuma indirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Örnek alınan açık ocak işletmesindeki madencilik faaliyetleri Çeklist Metodu ve L Tipi Risk Değerlendirme Karar Matrisi Yöntemi ile irdelenmiş, risk teşkil eden durumların kabul edilebilir seviyeye indirilebilmesi için alınması gereken önlemler belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Zabbix ağ yönetim yazılımına etkin varlık eklenmesi ve verilerin görselleştirilmesi

    Gökhan Tuğrul

    Kurumsal iş süreçlerinin elektronik ortama aktarıldığı günümüzde kurum bilişim sistemlerinde bulunan yazılım ve donanım varlıklarının anlık olarak durumlarının izlenmesi ve yönetilmesi, kurum iş sürekliliği için büyük önem arz etmektedir. Bilgi sistem yazılım ve donanımları ağ yönetim yazılımları kullanılarak yönetilmeye çalışılmaktadır. Çok sayıda farklı marka ağ cihazı, yazılım, IoT(İnternet of Things) cihazı, mobil bilişim cihazı, bulut bilişim cihazı olmasından dolayı ağ yönetim yazılımlarının her türlü cihazı izlemesi, yönetmesi önemli bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, çok çeşitli BT(Bilgi Teknolojileri) varlıklarının bulunduğu kurumsal ağların izlenmesi ve yönetilebilmesi için yaygın olarak kullanılan açık kaynak kodlu Zabbix ve Grafana'nın entegrasyonu yapılmıştır. Zabbix, ağ performansını ve sistem bileşenlerini izleyerek kapsamlı veri toplama ve analiz imkânı sunarken; Grafana, bu verilerin anlamlı ve kolay anlaşılabilir bir şekilde görselleştirilmesini sağlar. Çalışma, bu iki aracın bir arada kullanımı ile etkin kurumsal ağ yönetiminin nasıl ele alınacağını anlatmaktadır. Zabbix'e tanımlı olmayan BT varlıklarının eklenmesi ve bu varlıklardan alınan verilerin Grafana ile görselleştirilmesi sağlanmış ve etkinliği test edilmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Sakroiliak eklem disfonksiyonunda reformer pilatesin ağrı, esneklik ve fonksiyonellik üzerine etkisi

    Yeşim İnsel

    Sakroiliak eklem disfonksiyonu, bireylerde ağrı, hareket kısıtlılığı ve fonksiyonel yetersizliklere neden olarak bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı, sakroiliak eklem disfonksiyonu tanısı almış bireylerde reformer pilates ve ev egzersizi programlarının ağrı, esneklik, denge ve fonksiyonellik üzerindeki etkilerini araştırmaktır. Çalışmaya 20–55 yaş aralığında, en az üç sakroiliak provokasyon testinde pozitif yanıt veren, lomber bölgede ağrısı olan bireyler katılmıştır. Pelvis/lomber cerrahi öyküsü, bacak boyu eşitsizliği, osteoporoz ve gebelik dışlanma kriterleri olarak belirlenmiştir. Çalışmaya alınan bireyler iki gruba ayrılmıştır. Reformer Pilates Grubu, haftada 3 gün fizyoterapist eşliğinde reformer cihazı ile abdominal, lomber ve gluteal kasları hedefleyen egzersizler yaparken; Ev Egzersizi Grubu haftanın her günü bireysel olarak pelvik stabilite, esneklik ve core aktivasyonunu destekleyen egzersizleri uygulanmıştır. Çalışmada ağrı düzeyi Görsel Analog Skala, fonksiyonellik Oswestry Özürlülük İndeksi ve Oxford Kalça Skoru, esneklik Schober testi, denge ise Stork testi ve Zamanlı Kalk ve Yürü testi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, reformer pilates ve ev egzersizi programlarının sakroiliak eklem disfonksiyonu olan bireyler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Bulgulara göre, her iki müdahale de ağrıyı azaltmada, fonksiyonelliği geliştirmede, esnekliği artırmada ve dengeyi iyileştirmede olumlu etkiler sağlamıştır. Bununla birlikte, reformer pilates uygulamaları, tüm bu alanlarda ev egzersizi programına kıyasla daha yüksek düzeyde gelişim göstermiştir. Sonuç olarak, hem reformer pilates hem de ev egzersizi programları sakroiliak eklem disfonksiyonu olan bireylerde uygulanabilir olup, reformer pilates; ağrı, esneklik ve fonksiyonellik parametrelerinde daha etkili bir seçenek olarak öne çıkmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    İliopsoas kas hipertrofisinin lomber omurga üzerinde biyomekanik etkileri: Sonlu elemanlar analiz çalışması

    Derya Aydın

    Çalışmamızda; lomber 1-5, sakral omurlar, pelvis, femur, iliopsoas, multifidus; SolidWorks® yazılım programı ile orijinal anatomik yapılara uygun olarak modellenmiştir. Referans olarak daha önce travma veya cerrahi geçirmemiş; herhangi bir kronik hastalığı olmayan 33 yaşında 175 cm boyunda 75 kilo bir bireyin bilgisayarlı tomografi görüntüsü baz alınmıştır. Bu modele göre; iliopsoas ve multifidus kas güçlerinin dengesi açısından farklılıkların diskler ve fasetler üzerindeki etkisini izlemek amacı ile 4 ayrı model oluşturuldu. Sırası ile her iki kas gücünün normal olarak modellendiği referans model (model 1), multifidus kasının normal referans değerlerde olduğu ve iliopsoasın %30 güçlendirildiği (hipertrofi) model 2, her iki kas grubunun da hipertrofik simüle edildiği model 3 ve son olarak da multifidusun atrofik iliopsoasın hipertrofik olduğu model 4 oluşturuldu. Maksimum eşdeğer gerilim ölçümü lumbal 1 ve 5 fasetleri, disklerde ise lumbal 4-5, lumbal 5 sakral 1 olarak seçildi. Sağ sol ayrımı yapılmadan en yüksek değerler o seviye ve yapının yüklenmesi olarak kabul edildi. Modellere 100 Newton (N) ile başlayıp 500 N'a kadar artan ve sonrasında tekrar azalan, ardışık aksiyal yük ve 5 N/m'lik dönme kuvveti uygulanmıştır. Ayrıca yüklenmeler; fleksiyon-ekstansiyon-rotasyon olacak şekilde kombine yüklenme yapılmıştı. Tüm bu yapılarda izlenen gerilmeler analiz edilmiştir. Analizlerde, intervertebral disk ve faset eklemler üzerine oluşan reaksiyon kuvvetleri ve bu bölgelere etki eden maksimum eşdeğer gerilmeler (MEG) Newton (N) /mm2 yani Megapascal (MPa) cinsinden değerlendirilmiştir. Reaksiyon kuvvetleri ise vektörel olarak N cinsinden elde edildi. Diskler üzerine etki eden MEG'ler L5-S1 diskinin L4-5 e göre daha fazla gerilime maruz kaldığı ve yüklenmenin fleksiyon pozisyonunda ekstansiyon pozisyonundan çok daha fazla olduğu görülmektedir. Bu iki disk seviyesi arasında rotasyonel ve siklik yüklenmeler açısından belirgin bir fark bulunmadı. Psoas ve multifidus kaslarının aynı anda hipertrofik olduğu durumlar referans model ile kıyaslandığında L5-S1 diskinde daha belirgin olmak üzere her iki seviyede de özellikle fleksiyon ve ekstansiyonda MEG'lerde azalma olmuştur. Fakat en çok yüklenmenin fleksiyonda multifidusun zayıf iliopsoasın güçlü olduğu modelde (Model 4), L5-S1 diskinde olduğu görülmüştür.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Liposuction sonrasi manuel lenf drenajinin ödem, ağri ve yaşam kalitesine etkisi

    Maviş Deniz Sözen

    Liposuction, vücuttaki istenmeyen yağ dokularının cerrahi yöntemle uzaklaştırılması amacıyla uygulanan, estetik ve fonksiyonel iyileşme sağlayan yaygın bir operasyondur; İşlem sonrasında ödem, ağrı ve fonksiyon kaybı gibi komplikasyonlar sık görülmektedir. Manuel Lenf Drenajı ise lenfatik akışı artırmak, ödemi azaltmak, dolaşımı ve bağışıklık sistemini desteklemek amacıyla nazik ve ritmik masaj teknikleriyle uygulanan özel bir fizyoterapi yöntemidir. Bu çalışma, liposuction operasyonu sonrasında uygulanan Manuel Lenf Drenajı ödem, ağrı ve yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini değerlendirilmiştir. Çalışmaya 20–50 yaş aralığında liposuction geçirmiş gönüllüler dahil edilmiş, ödem çevre ölçümlerle, ağrı Görsel Analog Skala ile, yaşam kalitesi Kısa Form-36 ile, günlük yaşam aktiviteleri Barthell İndeksi ile değerlendirilmiştir. Standart Manuel Lenf Drenajı protokolü uygulanan katılımcılarda, tedavi sonrası çevre ölçümlerinde ortalama 2–4 cm'lik azalma, Visüel Analog Skala skorlarında ortalama 3–4 puanlık düşüş, Kısa Form 36'nın fiziksel fonksiyon, ağrı ve genel sağlık alt boyutlarında anlamlı artış ve Barthell İndeksi puanlarında iyileşme saptanmıştır (p<0,05). Bölgesel analizlerde, operasyon bölgesine yakın alanlarda ödemin daha hızlı gerilediği görülmüş, fibrotik doku gelişiminin de belirgin şekilde azaldığı belirlenmiştir. Liposuction sonrası manuel lenf drenajı ödemi ve ağrıyı azaltmakta, günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini arttırmaktadır Sonuç olarak, Manuel Lenf Drenajının postoperatif dönemde doğru tekniklerle uygulanmasının iyileşme sürecini hızlandırdığı, komplikasyon riskini azalttığı ve hastaların günlük yaşam aktivitelerine dönüşünü desteklediği 12 kanıtlanmıştır; bu nedenle liposuction sonrası rehabilitasyon protokollerinde rutin olarak yer alması önerilmektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Tekstil sektöründe çalışan işçilerin ergonomik risk ve kas iskelet sistem hastalıklarının değerlendirilmesi

    Naile Akdeniz

    Bu Çalışma tekstil firmalarında çalışan işçilerin ergonomik risk ve kas iskelet sistemi rahatsızlıkları problemlerin nasıl ortaya çıktığı ve gereken önlemler nelerdir. İncelemektir. Tekstil sektöründe çalışan kırk beş işçinin çalışma ortamında kaynaklanan meslek hastalıklarının nasıl meydana geldiğini incelenmesi ile oluşan bir araştırma tipidir. Tekstil sektöründe büyük ölçekli dış giyim (penye) alanında üretim ve dikim yapan Tekstil firmasında çalışan ve anket çalışmasını kabul eden 18-55 yaş arası ve ilk okul – lise aralığında olan 45 katılımcıya; 15 sorudan oluşan Sosyodemografik Bilgiler ile Ağrının Sıklığı, Ağrının Şiddeti ve Ağrının İşe Engel Olma Durumu olmak üzere 3 bölümü olan ve ilk bölümü 5'li Likert tipi, diğer iki bölümü 3'lü Likert Tipi ile cevaplanan 20 vücut bölümünden oluşan Cornell Kas-İskelet Sistemi Rahatsızlıkları ve Rapid Entire Body Assessment Anketi uygulanmış ve elde edilen veriler Statistics 26.0 paket programı aracılığıyla analiz edilmiştir. Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlıkları ölçeği erkek ve kadın ayakta çalışma, oturarak çalışma olarak dört farklı formda incelenmekte. Ölçekte toplamda yirmi vücut bölgesi incelenmekte. Katılımcıların adını, soyadını, cinsiyetini, yaşını, boyunu, kilosunu, medeni durumu, eğitim durumu, sigara alışkanlığı, alkol alışkanlığı, haftada kaç gün ve kaç saat çalıştığı, ek mesaisi olup olmadığı, gün içeresinde mola süre, çalışma şekli, kaç aydır/ yıldır çalıştığı, kaç aydır/ yıldır tekstil sektöründe çalıştığı, tanısı konulmuş kronik hastalığı olup olmadığı, çalışma esnasında iş kazası yaşayıp yaşamadığı, son bir yıl içeresinde kas iskelet sistem rahatsızlık yaşayıp veya yaşamadığı, çalıştığı iş ortamın fiziksel koşullarına uygun olup olmadığı, haftada en az üç gün ve en az otuz dakika egzersiz yapıp yapmadığı içeren soruları katılımcılara sorarak veriler toplandı. Katılımcıların 25 (%55,6) kadın, 20 (%44,4) erkek katılımcı; 14 (%31,1) 153-160 santimetre aralığında, 15 (%33,3) 161-170 aralığında, 16 (%35,6) 171 santimetre ve üzerinde katılımcı; 17 (%37,8) 48-65 kilogram aralığında, 17 (%37,8) 66-80 kilogram aralığında, 11 (%24,4) 81 kilogram ve üzerinde katılımcı; 21 (%46,7) 18-30 yaş aralığında, 15 (%33,3) 31-40 yaş aralığında, 9 (%20,0) 41 yaş ve üstü katılımcı; 10 (%22,2) ilköğretim mezunu, 33 (%73,3) lise mezunu, 2 (%4,4) ön lisans mezunu katılımcı; 18 (%40,0) bekar, 27 (%60,0) evli katılımcı; Çalışma ortamlarında meydana gelecek olan bedensel ve zihinsel faktörler nelerdir. Bu faktörler için nasıl önlemler alınır ve nasıl bir çalışma yapılmalıdır. Bu analizlerden biri olan Rapid Entire Body Assessment ve Cornell Kas İskelet Sistemi Rahatsızlığı çalışma duruşları risk belirleyen vücudun tüm kısımlarını değerlendirmesini sağlayan bir yöntem ile incelenmiştir. On bir vücut bölgesinde (boyun, sağ ve sol omuz, üst kol, önkol ve el bileği, sırt ve bel bölgesi) kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının (ağrı/sızı/rahatsızlık hissi) şiddetini ve ne kadar sıklıkta ortaya çıktığı, bu rahatsızlıkların ağrı şiddetini, işi engelleyip veya engellemediğine dair soruları içermektedir. Bu sonuçların doğrultusunda özellikle tekstil çalışanları kas- iskelet sistemi sonucunda yaptığı şikayetler ve ergonomik risk düzeyleri ergonomi eğitimi vererek azalma görülebilir. Bu eğitimlerin farklı bölümlerde çalışanlarında aynı sonuca ulaşabileceği düşüncesi ile bu bölümlerde özel çalışmalar yapılasında fayda olabileceği düşünülmektedir. Özellikle statik oturma sıklığı çok uzun olan dikim bölümü çalışanların makinada uzun süre oturarak çalışmaları kas iskelet sistemi rahatsızlıkları hakkında farkındalıkların tanımlanması ve ergonomik risk değerlendirilmesi önerilebilir bir çalışma olabilir. Anahtar Kelimeler: İş Sağlığı ve Güvenliği, CMDQ, REBA, Cornell, Risk, Tehlike, Kas-İskelet sistemi, Ergonomik Risk

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Okullarda iş sağlığı ve güvenliği kültürünün, güvenli davranışlar açısından incelenmesi; Başiskele ilçesinde bir araştırma

    Lütfi Biçer

    Bu tez, Kocaeli ili Başiskele ilçesindeki okullarda iş sağlığı ve güvenliği (İSG) kültürünü güvenli davranışlar açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmada, özellikle meslek liselerinde çalışan öğretmenlerin İSG farkındalık düzeyleri analiz edilmiş ve İSG kültürünün okullardaki mevcut durumu değerlendirilmiştir. Çalışmada, İSG'nin eğitim kurumlarındaki önemi, güvenlik kültürünün oluşturulmasına yönelik faktörler ve bu kültürün öğrenci ve çalışan güvenliği üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Araştırma, anket yöntemiyle gerçekleştirilmiş ve elde edilen veriler istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Bulgular, okullardaki İSG uygulamalarının iyileştirilmesi gerektiğini ve güvenlik kültürünün çalışanların güvenli davranışlarını artırmada kritik bir rol oynadığını göstermektedir. Çalışma sonucunda, İSG kültürünün yaygınlaştırılması için eğitim, risk yönetimi ve politika geliştirme alanlarında öneriler sunulmuştur. Bu tez, eğitim kurumlarında İSG uygulamalarının geliştirilmesine yönelik önemli katkılar sağlamayı hedeflemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Judocularda kinezyo-bant uygulaması ve nöral mobilizasyonun el kavrama kuvveti ile üst ekstremite dengesine akut etkisi

    Yavuz Yalçın

    ÖZ JUDOCULARDA KİNEZYO-BANT UYGULAMASI VE NÖRAL MOBİLİZASYONUN EL KAVRAMA KUVVETİ İLE ÜST EKSTREMİTE DENGESİNE AKUT ETKİSİ Yalçın, Yavuz Yüksek Lisans Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Yüksek Lisans Programı Tez Yöneticisi: Dr. Öğr. Üyesi Gönül ERTUNÇ GÜLÇELİK Judo, şiddeti yüksek olan fiziksel teknikler içeren bir spor dalıdır ve bu teknikler arasında güç, dayanıklılık, esneklik, çeviklik ve koordinasyon ön plandadır. Judocular, maç içerisinde hem kendi dengelerini korumak hem de rakiplerinin dengesini bozmak için mücadele etmektedirler. iki judoka arasında ilk temas, rakiplerin judo elbisesi olan judogiyi, kumikata olarak bilinen farklı kavrama teknikleri kullanılan tutuş yoluyla oluşmaktadır. Bu mücadele sürecinde denge, çeviklik, reaksiyon zamanlaması ve koordinasyon gibi motor beceriler branş içerisinde ciddi öneme sahiptir. Bu beceriler, judoda başarılı olabilmenin önemli basamaklarıdır ve sporcuların performanslarını doğrudan etkiler. Bu çalışmanın amacı judo sporcularında üst ekstremiteye uygulanan kinezyo bantlamanın ve nöral mobilizasyon tekniğinin üst ekstremite dengesi ve el kavrama kuvveti üzerine akut etkisini araştırmaktır. Çalışmaya 15-25 yaş arası 50 müsabık judo sporcusu dahil edildi. Sporcuların sosyodemografik bilgileri kaydedildi. Sporcular basit randomizasyon yöntemi ile nöral mobilizasyon grubu (Grup 1) ve kinezyo bantlama grubu (Grup 2) olmak üzere iki farklı gruba ayrıldı. Değerlendirmelerde el kavrama kuvveti ve üst ekstremite Y denge test ölçümleri yapıldı. İlk değerlendirmeden sonra Grup 1'e nöral mobilizasyon tekniği, Grup 2'deki sporculara ise kinezyo bantlama uygulandı. Sporculara uygulamalar yapıldıktan hemen sonra değerlendirmeler tekrarlandı. Judoculara yapılan nöral mobilizasyon ve kinezyo bantlamanın üst ekstremite Y denge skorlarına bakıldığında anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Fakat nöral mobilizasyon ve kinezyo bant uygulamalarının el kavrama kuvvetine etkisi olmadığı bulunmuştur (p>0.05). Judocularda üst ekstremite dengesinde nöral mobilizasyon ve kinezyo bantlama uygulamaları etkilidir, ancak el kavrama kuvvetinde akut etki oluşturmamaktadır. Anahtar Kelimeler: Nöral mobilizasyon, Kinezyo bant, Üst ekstremite denge, El Kavrama kuvveti, Judo.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    112 çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algısı ve bunu etkileyen faktörlerin incelenmesi

    Emine Serin

    Sağlık sektörü, iş kazası ve meslek hastalığı riskinin yüksek olduğu bir sektördür. Acil servisler ise çalışma koşullarının daha stresli olması nedeniyle iş kazalarının sık yaşanmasına müsaittir. Bu çalışmanın amacı 112 çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algısını ölçülmesi ve bu algıyı etkileyen faktörlerin belirlenmesidir. Çalışmada Burdur İl Ambulans Servisi Başhekimliği ve bağlı istasyonlarda Mayıs 2024 ve Temmuz 2024 tarihleri arasında çalışmakta olan 399 çalışandan, gönüllülük esas alınarak 231 sağlık çalışanının katılımıyla bir anket uygulaması yapılmıştır. Çalışmaya başlamadan önce kurumdan etik izni ve araştırmada kullanılmak üzere ölçek için izin alınmıştır. Ulaşılan sonuçlara göre kurumda iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili birim olması ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hizmet içi eğitim alma durumu 112 çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği algısını etkilemektedir. Yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, medeni durum, görev, meslekte çalışma süresi, toplam çalışma süresi, iş kazası geçirme durumu, meslek hastalığı olma durumu gibi değişkenlerin 112 çalışanlarında iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algısını etkilemediği saptanmıştır. Araştırma sonucunda 112 çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği yeterlilik algısının yüksek olduğu belirlenmiştir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    ISO/IEC 27001 ve kamu bilgi ve iletişim güvenliği rehberi arasındaki boşluk analizi

    Tuğba Pamuk

    Küresel ölçekte artan dijitalleşme, bilgi güvenliğini kamu kurumları için sadece teknik bir gereklilik olmaktan çıkarıp, stratejik bir yönetim alanına dönüştürmüştür. Bu dönüşümle birlikte, uluslararası standartların kurumsal yapılarla uyumlu bir şekilde entegre edilmesi, bilgi varlıklarının korunması açısından kritik hâle gelmiştir. Bu tezde, ISO/IEC 27001:2022 Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemi standardı ile Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi tarafından yayımlanan Kamu Bilgi ve İletişim Güvenliği Rehberi arasındaki yapısal uyum, örtüşmeyen noktalar ve uygulama farklılıkları bütüncül bir yaklaşımla incelenmiştir. Araştırma kapsamında gerçekleştirilen boşluk analizi (gap analysis) ile her iki yapının güvenlik kontrolleri detaylı biçimde karşılaştırılmış; standardın sistematik, risk temelli yaklaşımı ile rehberin kamu özelinde normatif düzenlemeleri arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, kamu kurumlarının hem ulusal mevzuata uygunluklarını sağlarken aynı zamanda uluslararası denetimlere açık, sürdürülebilir bir bilgi güvenliği altyapısı oluşturabilmeleri için bir yol haritası sunmaktadır. Çalışma, yalnızca teorik bir karşılaştırma değil, aynı zamanda uygulamaya dönük stratejik çıkarımlar da içermesi bakımından literatüre ve kurumsal yönetişime katkı sağlamayı hedeflemektedir.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Spastik diplejik serebral palsili çocuklarda üst ekstremite duyu ve motor becerisi arasındaki ilişki

    Elif Beyza Aslan

    Bu çalışmada, spastik diplejik serebral palsili (SP) çocukların üst ekstremite duyusu ve motor becerileri değerlendirilmiş ve sağlıklı çocuklarla karşılaştırılmıştır. Çalışmanın amacı, spastik diplejik serebral palsili çocuklarda üst ekstremite duyusundaki kayıpların motor beceriler ile ilişkisini incelemektir. Çalışmaya 4-12 yaş arası 20 spastik diplejik SP'li çocuk ve 20 sağlıklı çocuk dahil edilmiştir. Çalışmada, çocukların duyusal fonksiyonları Ayres Güney Kaliforniya Duyu Bütünlüğü Testlerinin alt testleri ve stereognosis ile değerlendirilmiştir. Motor becerilerin değerlendirilmesinde ise Üst Ekstremite Beceri Kalitesi Testi (ÜEBKT) ve ABILHAND-Kids anketi kullanılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda, spastik diplejik SP'li çocuklarda üst ekstremite duyusu ve motor becerilerindeki kayıpların, sağlıklı çocuklara kıyasla daha belirgin olduğu görülmüştür (p<0.05). Spastik diplejik SP'li çocuklarda, duyusal testler ile motor beceriler arasındaki ilişki de incelenmiştir. Spastik diplejik SP'li çocuklarda, dokunma uyarısının lokalizasyonu testi ve çift dokunma uyarısının lokalizasyonu testi ile ABILHAND-Kids anketi arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), parmak tanıma testi ile ABILHAND-Kids anketi arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=0.547, p<0.05). Ayrıca, stereognosis testi ile ABILHAND-Kids anketi arasında da anlamlı pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki gözlemlenmiştir (r=0.604, p<0.05). Motor beceriler ile ilgili diğer bir değerlendirme olan ÜEBKT sonuçları ile duyusal testler arasında da bazı ilişkiler saptanmıştır. Parmak tanıma testi ile ÜEBKT arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken (p>0.05), dokunma uyarısının lokalizasyonu testi ile ÜEBKT arasında negatif yönde orta düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir (r=- 0.536, p<0.05). Çift dokunma uyarısının lokalizasyonu testi ile ÜEBKT arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki bulunmuş (r=0.525, p<0.05) ve stereognosis testi ile ÜEBKT arasında da pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki gözlemlenmiştir (r=0.538, p<0.05). Sonuç olarak, bu çalışma spastik diplejik serebral palsili çocukların sağlıklı çocuklara kıyasla duyusal kayıplar yaşadığını ve bu kayıpların motor becerilerle ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, rehabilitasyon programlarında duyusal değerlendirmelerin ve müdahalelerin önceliklendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Diplejik serebral palsili bireylerde atletik bantlamanın denge, fonksiyonellik ve yürüme üzerine anlık etkisi

    Volkan Durmuş İpar

    Amaç: Atletik bantlama; hareketi kısıtlamak, yumuşak dokuda pozisyonlama yapmak, geçici kas ve ligament görevi üstlenmek, lokal traksiyon oluşturmak için birçok tedavi protokolünde kullanılan bir yöntemdir. Diplejik serebral palsili bireylerde denge, fonksiyonellik ve yürüme etkilenmektedir. Bu çalışmada amaç; diplejik serebral palside, atletik bantlamanın denge, fonksiyonellik ve yürümeye anlık etkisini araştırmaktır. Yöntem: Çalışma diplejik serebral palsili bireylerde yapıldı. Katılımcıların yürüme, fonksiyonellik ve denge değerlendirmeleri alındı. Kinezyolojik bantlama uygulaması yapılıp aynı parametreler değerlendirildi. Daha sonra atletik bantlama uygulaması yapılıp değerlendirmeleri alındı. Yürüme değerlendirmesi için 10 Metre Yürüme Testi, fonksiyonellik değerlendirmesi için Zamanlı Kalk Yürü Testi, denge değerlendirmesi için Becure Denge Ölçüm Sistemi ve Fonksiyonel Uzanma Testi kullanıldı. Yapılan uygulamalar kendi aralarında karşılaştırıldı. Değerlendirilen parametrelerin istatistiki açıdan anlamlı ilişkileri araştırıldı. Veri analizi için, Statistical Package for Social Science (SPSS) 25.0 kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 40 (13 kadın + 27 erkek) katılımcı dahil edildi. Yapılan uygulamaların yürüme ve fonksiyonelliğe katkı sağladığı görüldü (p<0,05). Dinamik denge ölçümlerinde, yapılan uygulamaların dinamik dengeye katkı sağladığı görüldü(p<0,05). Denge merkezinin hareket mesafesi, kombine kinezyolojik bantlama ve atletik bantlama uygulamasında, sadece kinezyolojik bantlama uygulamasına göre daha fazla azaldı (p<0,05). Genel ağırlık merkezinin X ekseni üzerinde yapmış olduğu mesafe her üç ölçümde de azaldı (p<0,05). Yaş aralığı genişliği, çocuklarda duygusal durum değişikliklerinin olabilmesi ve fonksiyonellik ve yürüme parametrelerinin bilgisayar destekli ölçülmemiş olması çalışmanın limitasyonlarıdır. Sonuç: Serebral palsi tanılı, diplejik etkilenimli bireylerde yapılan atletik bantlama uygulaması, bireylerde yürüme, fonksiyonellik ve denge performanslarını arttırmaktadır. Atletik bantlama uygulaması, diplejik serebral palsili bireylerin tedavi protokollerine eklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Serebral Palsi, Atletik Bantlama, Denge, Fonksiyonellik, Yürüme

  • Yüksek Lisans TeziAçık Erişim2025
    Yüzer havuzlarda risk değerlendirmesi: Fine Kinney metodu örneği

    Alparslan Efe

    Bu çalışmanın amacı yüzer havuzlarda Fine Kinney metodu uygulanarak risklerin analiz edilmesi ve risk değerlendirmesinin yapılmasıdır. Risk değerlendirmesi yapılırken öncelikle tehlikeler belirlenmiş ve bu tehlikeden doğacak riskler belirlenerek analiz edilmiştir. Toplanan bilgi ve veriler kullanılarak oluşabilecek kaza ve olay etkilerin sıklığı, şiddeti ve olasılığı belirlenmiştir. Risk kontrol tedbirleri kapsamında; tehlikelerin ortadan kaldırılması, risklerle kaynağında mücadele edilmesi ve ikame yöntemleri uygulanarak risk düzeyi, kabul edilebilir risk seviyesine düşürülmeye çalışılmıştır. Bu çalışmada İzmir ve İstanbul bölgesinde bulunan beş yüzer havuz incelenmiştir. Yüzer havuzlara ait risk değerlendirmeleri ve geçmiş kaza kayıtları incelenerek elde edilen veriler ışığında bu risk değerlendirmesi ortaya çıkmıştır. Fine Kinney metodu kullanılarak yapılan risk değerlendirmesi, 47 adet tehlikeden kaynaklanabilecek risk üzerinden gerçekleştirilmiştir. 10 olası risk, 16 önemli risk, 13 yüksek risk, 8 çok yüksek risk skoru tespit edilmiştir. Olası riskler; geminin havuza çarpması, çalışanların havuz güvertesinden denize düşmesi, boğulma, zorlamalı ve tekrarlı hareketler, geminin trim ve meyilinin bozulması olarak tespit edilmiştir. Önemli riskler; çalışanlar arasında iletişimin olmaması, eğitim eksikliği, gürültü, basınçlı su ve kum çarpması, çalışanların üzerine yüksekten malzeme düşmesi olarak tespit edilmiştir. Yüksek riskler; elektrik çarpması, havuza alınan geminin trim ve meyilinin bozulması, yüksekten düşme, kimyasal madde maruziyeti olarak tespit edilmiştir. Çok yüksek riskler; patlama, parlama, yangın, acil çıkış yollarının kapalı olması, çevre kirliliği olarak tespit edilmiştir. Risk skorlarına göre tespit edilen riskler, çok yüksek risk düzeyinden olası risk düzeyine göre öncelik sıralaması tarafımdan yapılmıştır. Eşit risk skoruna sahip tehlikelerin öncelik sıralanması, tarafımdan oluşturulan "Risk derecelendirme tablosu" katsayısı kullanılarak yapılmıştır. Güvenli çalışma ortamlarının oluşturulması, iş kazalarının azaltılması, yasal gerekliliklere uyum sağlanması, maliyet tasarrufu, çalışanların sağlığı ve verimliliği gibi faydalar araştırmanının önemini ortaya koymaktadır.